'İdealimdeki Ev' ve Temsiliyeti

Funda Uz, İpek Akpınar / 18 Kasım 2016
3. İstanbul Tasarım Bienali kapsamında, Studio-X Istanbul'da sergilenen “Türkiye Tasarım Kronolojisi” projesinin konut tasarımı başlığını “İdealimdeki Ev” adlı çalışma ile mercek altına alan İTÜ Mimarlık Fakültesi öğretim üyeleri Funda Uz ve İpek Akpınar, ürettikleri iş, ideal ev ve temsiliyet üzerine bir değerlendirme yazısı kaleme aldılar.

Barınma serüveninin farklı hallerindeki toplumsal, ekonomik ve kültürel süreklilik veya kesintiler, mekanların görüntülerinde değil, anlamlarında gizlidir. Örneğin “nohut oda, bakla sofa”. Bu kanaatkar bakış ile idealimizdeki arasında, yaşanılan yer ile ilişkimizi tanımlayan toplumsal ve kültürel kodlar değişkendir. Barınak, hücre, mesken, apartman, konut, ikramiye evi, yazlık ev, yazlık site, ismiyle müsemma, gece-kondu…toplu konut, sosyal konut, kooperatif, uydu kent, TOKİ, rezidans, kapalı site, güvenlikli site,  köy-kent, kent-köy, eko-ev, akıllı ev, yeşil ev, sürdürülebilir ev...  Aslında hangi eksende olursa olsun, Özdemir Asaf’ın dediği gibi “Kime sorsan evinde bir oda eksik”… hep daha fazlasını isteriz, balkonları kapatırız, apartman hollerine ayakkabılarımızla taşar, bahçemizden ağaçları keser arabalarımıza park yeri açarız….  Tam da bu çerçevede, “İdealimdeki Ev” in anlamı ve imgesi, yıllar içinde, olanaklar sınırında değişir; Şişli’de bir “APARTMAN”, Boğaziçi’nde bir “YALI” ya da ahşap bir “KONAK”, banka çekilişiyle hayali kurulan “İKRAMİYE EVİ”, evdeki ikinci anahtar “YAZLIK”, bugün ise “REZİDANS” ya da korunaklı/güvenlikli yani “KAPALI SİTE”de yaşama isteğine dönüşür…. 

19. yüzyıldan bugüne, tipolojik kodları, genetiği değişerek gelen, farklı mekânsal temsiller ve üretimleriyle, toplumun zihninde arzu nesnesine dönüşen “ideal ev” miti, deneysel bir kesitte nasıl temsil edilebilir? Topluma idealize edilerek sunulan, farklı medyalarla üretilen barınma pratiklerinin temsillerinde, hangi kavramsal bağlamda ve nasıl bir eleştirel yeniden üretim gerçekleştirilebilir? Bu temsiller ve idealar dünyasında, temsiliyet nasıl bir sorumluluk taşır? Nasıl bir mesaj iletebilir?

Küratörlüğünü Beatrice Colomina ve Mark Wigley’nin yaptığı “Biz İnsan Mıyız?” temalı 3. İstanbul Tasarım Bienali kapsamında Pelin Derviş koordinatörlüğünde Türkiye Tasarım Kronolojisi-Deneme projesi içinde konut tasarımı eksenini bu soruların ışığında kataloglamaya ve Merak Kabineleri içinde “İdealimdeki Ev”i alçakgönüllü bir temsille sergilemeye çalıştık [1]. 100 yıllık bir kronolojide İstanbul’daki ideal konut üretiminden deneysel bir kesit  alan sergiyi ve konuyla ilgili tartışmayı, bu Cumartesi, moderatörlüğünü üstlendiğimiz bir panelde [2], değerli konuklarımızla zenginleştirmeyi umuyoruz. Bu yazı, “temsiliyet” “idealimdeki ev” ve “serginin adını koymak” kavramlarıyla kurguladığımız öncül bir tartışma platformu olarak okunabilir. [3]

İstanbul’daki “İdeal Ev” ve Temsiliyeti

Coğrafi, tarihi, sosyo-ekonomik, politik, kültürel ve tabii ki mekansal niteliklerinden dolayı, İstanbul mimarlara özellikle konut ekseninde çok özel bir “milieu” sunuyor… Tanzimat’tan beri modernleşme serüveninin ve yapılandırdığı burjuvazinin güçlenmesinin mekansal izdüşümünü sunan konut, Türkiye’nin ekonomik-poltik-toplumsal katmanlarıyla çeşitli evreler geçirir, yeni yüzler, yeni tipoloji ve metaforlar üretir. Modernizm ile gündelik yaşamı donatan, kurgulayan, değiştiren devrimsel bir nitelik kazanan Mimarlık ortamı, gündelik hayatın sahnesi olarak “ev” tüm bu tartışmaların merkezinde... Konut içinden okumada “idealimdeki ev” metaforu, güncel kültürel ve eleştirel kuramsal çalışmalarda önemli bir araçtır. “İdealimdeki ev” metaforu ve çevreleyen kavramların temsil ettiği göstergeler yalnızca Tanzimat’tan beri İstanbul’un modernleşme yolculuğunu aktarmada en önemli araç değiller;  bugünün karmaşık katmanlarını kavramada da önemli bir ortam sunuyorlar… Kimlik ve mekan politikaları üzerine tartışmaların yoğunlaştığı günümüz İstanbul’unun, dinamik olarak, kentsel sosyal ve kültürel topoğrafyası Tanzimat’tan bugüne “idealimdeki ev” metaforu üzerinden çizilip üretilebilir. 

Mimarlığın ve yapılı çevrenin sahneleşmesinde ev, değişen imgeleriyle başroldedir. Görsel ve metinsel repertuvar, kurgusal olan-gerçek olan aralığında farklı medyalarda, bu değişen imgeyle çeşitlenir. Bu anlamıyla ideal ev, düşsel kurgu olarak yorumlanabilir; günümüzdeki ‘ideal ev’ ise doğrudan alınıp satılabilecek meta haline dönüşerek, tüketim kültürüyle örtüşür. Mimarlık ve yapılı çevrenin değişimine dair haberler, gazete yazıları, ünlülerle röportajlar, toplumsal hafızanın önemli bir dışavurumu olarak edebiyat ve sinema, “yeni” olanın sunumu, reklamlar ve broşürler bu değişen imgelerin tanıklığını yeniden yineleyerek sunar. Bu sunumun, gerçek mimari referanslarından başkalaşarak, dev aynası gibi çalışan popüler kültürle büyüdüğü, yayıldığını söylemek mümkün...  

Sergide, toplumun zihninde bir arzu nesnesi olarak imgelenen evlerin tümünü, gerçek mimari referanslarına bağlamak ve konutun yüzyıl boyunca idealize edilen imgesini, tipolojik çeşitlenmeyi kapsayacak (aile apartmanı, yalı, kooperatif evi, sayfiye evi, kapalı site, residans...), onar yıllık kronolojik bir dizilimle temsil etme motivasyonumuzun temelini bu kopukluk oluşturuyor. Sergide, 1mx1m boyutunda bir masada, geriye doğru yükselerek ve bir perspektif kurarak oluşan yüzyıllık ideal ev sahnesinde,  ardışık levhalar üzerinde, 2,5 boyutlu katmanlaşmış görünüşlerle temsil edilen konutlar, yakın çevre bağlamından soyutlanarak, zihnimizdeki imgesine de atıfta bulunurlar. [4] Serginin adı, bu arzulama-kavuşamama ile benimseme-sahiplenme duygularına referansla, evin hem genel adını-konut hem özelleşmiş olanı-yuva ironik olarak aynı başlıkta bütünleştiriyor: “İdealimdeki Ev / My Ideal House”

İdealimdeki Ev

Temsiliyet olarak “idealimdeki ev” 

Metinsel veya görsel (haritalama-modelleme, vb.) üzerinden temsiliyet, aslında bilinçaltını yeniden üretme potansiyelini ortaya koyuyor. Yeni bir temsiliyet dili, ağ içerisindeki tüm eşzamanlı ve çok katmanlı ilişkilerde oluşuyor, yeniden üretiyor, yeni imgelemler oluşturuyor. Farklı gündelik yaşam pratikleri ve söylemler aracılığı yani metinsel-sözel temsiliyetlerle imge yeniden türetiliyor. Bu kapsamda, kentsel yaşamı ve varoluşu algılamak ve kavramak için, Roland Barthes’ın işaret ettiği gibi, okuma ve deneyimleme biçimlerimizi, yeni temsiliyet yöntemlerimizi yeniden üretmek gerekiyor. 

Tam da bu çerçevede, Pelin Derviş’in koordinatörlüğündeki “Merak kabineleri”nden birini oluşturan “İdealimdeki Ev”, kendisi ve temsiliyeti üzerinden, eleştirel ve kuramsal imgelerin yeniden ele alınmasına davet ediyor. Bu sergileme sürecimizdeki araç olarak temsili topoğrafya üzerine yerleştirilmiş “siluet-model”, bir tür haritalama, yani yaratıcı bir eylem olarak imgeyi yeniden üretiyor. Sadece daha önceden görülmemiş, deneyimlenmemiş olanı ortaya çıkartmakla kalmıyor, çoğaltılabilir bir nesneye dönüştürerek ucu açık bir idealize etme süreci kurguluyor.

Bağlamdan koparma, yeni bir imge üretme ve sahneleştirme etapları olarak betimleyebileceğimiz bu süreçte yeni temsil boyutu “idealimdeki ev” için adeta yeni bir “temsil repertuvarı” yaratıyor. 
Bu bağlamda deneysel temsiliyet, aslında yeni bir kültürel bakış… Temsiliyet aracılığıyla mekan yeniden üretilir yeniden konumlandırılır. Bu modernleşen insanoğlunun varoluşunun genel geçer kavramlarını yeniden sorgulama çabasıdır. Bu kültürel işin sunduğu konutun seçkisi ve temsiliyeti, aslında bütüncül-totalistik bir yaklaşım değil, tam aksine deneysel ve öznel bir konumlandırma; zihinsel bir imgeyi, mekânsal bir imgeleme dönüştürüyor. Metafor ve anlatılarımızı yeniden biçimlendiriyor. İstanbul’daki konut mekanı üzerinden bizlerin modernleşme yolculuğuna tanıklık ediyor.  

________________

[1] Sergi, Studio-X Istanbul mekanında 22 Ekim - 20 Kasım 2016 tarihleri arasında görülebilir.

[2] 19 Kasım Cumartesi, saat 10.00’da Studio-X Istanbul'da , Ersen Gürsel, Hasan Çalışlar, Uğur Tanyeli ve Han Tümertekin’in katılacağı panelde “İdealimdeki Ev” farklı boyutlarıyla tartışmaya açılacak.

[3] Yazıdaki “temsiliyet” üzerinden okumalar, İTÜ’deki “Mimari Anlatılar” ve “Remapping Istanbul” derslerimizin kuramsal çerçevelerine ve tartışmalarına dayanmaktadır.

[4] İTÜ Mimari proje stüdyolarında “rölief” ve benzeri kavramlar yerine kullandığımız betimlemeler.


İlişkili Haberler
Etiketler
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin