“İçinde Masallar Anlatabileceğimiz Mekanlar Yaratın”

Tuba Tellioğlu Şeren / 07 Ekim 2016
Yapı-Endüstri Merkezi (YEM) tarafından düzenlenen Mimarlık Haftası etkinliklerinin altıncı oturumunda ‘Kültür Yapıları’ mercek altına alındı. Sanat alanındaki deneyimlerinden yola çıkan konuşmacılar, mimarların bir kültür yapısı inşa ederken kullanıcılarının sanat anlayışını temel almaları, yeni sanat akımlarını takip etmeleri ve en önemlisi iyi birer izleyici olmaları gerektiğinin altını çizdiler.

Soldan sağa Onur Ünsal, Mustafa Avkıran, Deniz Ova, Cem Sorguç

Moderatörlüğünü CM Mimarlık Kurucusu Cem Sorguç’un üstlendiği oturuma İKSV Tasarım Bienali Direktörü Deniz Ova, Garage İstanbul Kurucusu Mustafa Avkıran, Moda Sahnesi Kurucu Ortağı Onur Ünsal katıldı. 

"Kültür yapılarının mimari anlamda hazır bir formülü yok"

Moderatör Cem Sorguç panelin açılış konuşmasında, ‘Kültür Yapıları’nın bir sağlık yapısı örneğinde olduğu gibi tipolojik olarak sınırlarının çok açık ve net bir biçimde çizilemeyeceğine değinerek kendi alt sistemleri içinde çeşitlilik gösteren bu yapıların mimari anlamda hazır bir formülünün de bulunmadığına dikkat çekti.

"Sanat pratiğinde sıra dışı birşey yapmak, bir kutunun içine hapsolmamak önemli"

Yurtiçi ve yurtdışı deneyimlerini dinleyicilerle paylaşmak üzere söz alan İKSV Tasarım Bienali Direktörü Deniz Ova, “Her yapının kendi içinde tanımlanmış ve tanımlanmamış alanları oluyor. Yaratıcı bir iş yaptığınızda bu alanları kendi işlevleri dışında nasıl daha farklı bir biçimde kullanabileceğiniz üzerine düşünüyorsunuz. Tasarım Bienali’nde biz sergi üzerine çalışıyoruz ve sergi yaparken de şu anda İstanbul’daki şartlardan dolayı elimizdeki mekanları en iyi şekilde nasıl kullanabiliriz, oradaki dokuya zarar vermeden nasıl işimizi kotarabiliriz üzerine kafa yoruyoruz. Bunun yanı sıra  kültür yapısı olmayan mekanları ele alıp onları birer kültür yapısına dönüştürmek de işimizin bir parçası. Buna örnek olarak bu yıl Tasarım Bienali’nde 3. yılını tamamlayacak olan Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nu verebiliriz. Sanat pratiğinde sıra dışı birşey yapmak, bir kutunun içine hapsolmamak önemli,” dedi. Sıra dışı mekan kullanımıyla izleyicinin deneyimini zenginleştirmenin önemine değinen Ova, sanat alanındaki işlerin yurtdışında da benzer bir bakış açısıyla ele alındığını vurguladı. Tasarım Bienali Direktörü, “Ancak yurtdışındaki sergileme için kullanılabilecek mekan çeşitliliği çok daha fazla ve bu alanların kullanılması için devletin ya da belediyelerin büyük desteği, hatta yönlendirmesi var” dedi.  

"Kültür yapılarının konvansiyonelden yeniye doğru evrilişine şahitlik etmiş bir kuşağın temsilcisiyim"

“1983’ten beri profesyonal tiyatro yapıyorum. Bu nedenle ‘Kültür Yapıları’nın konvansiyonelden yeniye doğru evrilişine şahitlik etmiş bir kuşağın temsilcisiyim” şeklinde sözlerine başlayan Garage İstanbul Kurucusu Mustafa Avkıran, “Benim tiyatroya başladığım yıllarda, yüksekliği 80 cm ile 110 cm arasında değişen ve seyircinin sahneden biraz aşağıda olduğu geleneksel ‘İtalyan Sahne’ adı verilen tipolojiden başkasını düşünmek pek mümkün değildi” dedi. “1990’lı yılların başında, benim de içinde olduğum “Öteki Tiyatro” adını verdiğimiz bir hareket baş gösterdi. İçinde küçük tiyatro gruplarının bulunduğu bu hareket zamanın geleneksel tiyatro anlayışına karşı çıkarak kendi bakış açısını yansıtacak farklı mekanların arayışına girdi. İşte bu dönemde bir takım sinema, garaj ya da bar gibi alternatif mekanlar dönüştürülmeye başlandı” şeklinde sözlerine devam eden Avkıran sonrasında kısaca Garage İstanbul’un dönüşüm hikayesinden bahsederek tasarım sürecini anlatan kısa bir filmi izleyicilerle paylaştı. Garage İstanbul’un hayata geçmesindeki en önemli aktörlerinden birinin Yapı-Endüstri Merkezi olduğunu sözlerine ekleyen Avkıran “Herkesin bu projenin bir deli işi olduğunu düşündüğü bir dönemde YEM bizim hayalimize destek verdi ve sponsor bulmamıza yardımcı oldu” diyerek teşekkürlerini iletti.

"Anadolu’daki kamuya ait kültür yapılarının mimari çözümlemeleri yetersiz"

Kendi gözlemlerine dayanarak asıl önemli meselenin özellikle Anadolu’daki kamuya ait kültür yapılarının mimari çözümlemelerinin yetersizliği olduğunu dile getiren Avkıran, mimarların ve özellikle mimarlık öğrencilerinin bu konuya önem atfetmelerini istedi. Gösteri sanatları için inşa edilecek bir yapının kullanıcılarının fikri alınmadan tasarlanmasının doğru olmadığının altını çizen oyuncu, “Bugüne kadar bu yöntem izlenmediği için tasarım sürecinde çözülmesi gereken; dekorun binaya nasıl taşınacağı, sahnenin ışık ve akustik çözümleri, engelli girişinin olup olmadığı, tuvaletlerin yeterliliği gibi sorunlarla bizler ilgilenmek zorunda kaldık” dedi.  

Moderatör Cem Sorguç oturumun ilerleyen dakikalarında sözü tiyatronun genç kuşak temsilcilerinden Onur Ünsal’a verdi. Daha önceleri Kafkas Sineması olarak işlev görev mekanın Moda Sahnesi’ne dönüştürülmesinin hikayesini aktaran Ünsal, gösteri sanatlarındaki en büyük problemlerden birinin akustik olduğunu belirtti. “Türkiye’de hala bu sorunu çözebilmiş çok az salon var. Özellikle Anadolu’da bu sayı daha da azalıyor. Tiyatro akustiği ile çok amaçlı salonların akustiği birbirine benzemez. Tiyatro sahnesinde amaç sesi dağıtmaktır.” şeklinde sözlerine devam eden Ünsal, bu konuda işinin ehli insanlarla çalışmanın önemine değindi.

İKSV Tasarım Bienali Direktörü Deniz Ova, ‘Kültür Yapıları’nın çok amaçlı kullanıma uygun olarak tasarlanmasının da önemli bir diğer konu olduğunu dile getirerek aslında 'Kültür Yapısı' adı altındaki birçok binanın bugün, altyapı sorunu nedeniyle içinde sadece konferans verilebilecek yeterlilikte olmasının da problem teşkil ettiğini belirtti. 

Bir kültür yapısı inşa ederken mekanın; konser, tiyatro, sergi ya da konferans gibi birçok farklı işleve hizmet edecek ve kendi içinde dönüştürülebilecek şekilde kurgulanmasının önemine vurgu yapan moderatör Cem Sorguç, konuşmacılardan bir kültür yapısı tasarımındaki olmazsa olmazları sıralamalarını istedi. 

Sorguç’un sorusu üzerine Onur Ünsal, “İzleyici doğru açıya yerleştirebilmek ve doğru akustik aslında bizim için en önemli unsurdur” şeklinde yanıt verirken Deniz Ova, sergileme konusunda sadece beyaz dört duvara ve klima kontrolü iyi düzenlenmiş bir mekana ihtiyaç duyduklarını dile getirdi.

"Mimarların teknolojiyi ve yeni sanat akımlarını takip etmeleri çok önemli"

Ünsal sonrasında “Öncelikle o binayı kullanacak olanların kültür politikasının ve sanat anlayışının ne olduğunun netliğe kavuşturulması ve binanın bu bakış açısıyla şekillenmesi gerektiği düşünüyorum” dedi ve ekledi: “Bunun için de mimarın teknolojiyi ve yeni sanat akımlarını takip etmesi; en önemlisi de iyi bir gösteri sanatları izleyicisi olması gerekiyor.”

Oyuncu Hollanda turnesine ait bir anekdotu dinleyicilerle paylaşarak “Bize kaç kişilik bir salon istediğimizi sordular. Aynı salonun oturma düzeni; 100, 200, 500 ya da 1.000 kişilik bir seyirciye göre hidrolik bir sistem sayesinde ayarlanabiliyordu. Örneğin, 1.000 kişilik bir salonda o akşamki seyirci sayınız 200 kişiyse bu oyunun atmosferini, seyirciyle kurulan ilişkiyi mutlaka etkileyecektir. Bu yeni modüler sistemin Türkiye’de de uygulamaya geçmesini istiyoruz.” dedi.

"Birlikte hayal edelim ve gelenleri de bu hayale ortak edelim"

Soru-yanıt bölümünde, bir mimarın sanatçılara yönelttiği “İşin mutfağındaki sanatçılar olarak tüm bu konuştuklarımız üzerine tipolojiyi bir kenara bırakarak, sizler için üretmemizi istediğiniz mekanlara nasıl bir his ve ruhla bakmamız gerektiği konusunda bize biraz ipucu verebilir misiniz? Bu belki bize günümüzün yetersiz altyapıya sahip kültür yapılarını dönüştürme konusunda ilham verebilir,” sorusu büyük alkış aldı. Oyuncu Avkıran genç mimarın sorusuna “Ben masal anlatmayı seviyorum. Hayatım boyunca hep büyük masallar anlatmak istedim. Bana içinde masallar analatabileceğim mekanlar kurun. Birlikte hayal edelim ve gelenleri de bu hayale ortak edelim” şeklinde yanıt verdi.
 


İlişkili Haberler
Etiketler
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin