"Başka Hiçbir Şey Olamayacak Kadar Mimar Olduğum için Seviniyorum"

Selin BİÇER / 02 Nisan 2014


Sizin içinizi yakıp kavuran problemlerden biri cami mi?

Bütün ibadet yapıları!

Malatya'daki cami projenizden bahseder misiniz?

Malatya'da bir cami tasarlamamız istendi. İşveren Malatyalıydı. İşe "Cami nedir?" sorusuyla başladık. Bugünkü dünyada nasıl bir karşılığı vardır? Fark ettik ki cami dendiğinde kubbeli bir ana mekâna sahip minareli yapılar anlaşılıyor genellikle, yani Sinan'ın camileri akla geliyor. Hâlbuki ikinci bir alternatif daha var: Ulucami şeması olarak da bilinen sonsuz plan! 12. ve 13. yüzyıllarda Selçuklular ve Beylikler döneminde yapılmış "sonsuz plan"ın müthiş örnekleriyle tanıştık. Ve bu yapıların bir kısmı ahşap konstrüksiyona sahipti.



Sayın'ın Malatya için tasarladığı cami projesi


Araştırmalarınız sırasında İslamiyet'in başlangıç dönemlerindeki neredeyse modern sayabileceğimiz cami yapılarına bakma fırsatınız oldu mu?

Modern öncesi modern diyebileceğimiz örnekler çok zihin açıcı oldu. Her yere doğru defalarca tekrarlanma kabiliyetine sahip olan sonsuz plan aslında müthiş bir esneklik veriyor yapıya. Diğer taraftan boşken de dolu görünüyor. Bu oldukça şaşırtıcı ve güzel bir his. Bana göre olağanüstü bir mekân olan Bursa Ulu Cami'de bunu ilk kez fark etmiştim. Mimarlık tarihine bakacak olursak bu caminin esamisi okunmaz. Süleymaniye'den sürekli söz edilir ama Bursa Ulu Cami'nin mekânsal özellikleri hakkında kimse çok bir şey demez. Bunu bir keresinde Doğan Kuban'a sormuştum, doğrulamış ve kendisinin de bu mekândan çok etkilendiğini söylemişti. Konya Beyşehir Eşrefoğlu Camisi 'nde çözüldü problem. "Buna benzeyen bir mekânı bugün yapmaya kalksak nasıl yaparız?" diye sorduk ve bu soruya cevap bulmaya çalıştık.

Malatya'da da iki tane büyük cami var. Bunlardan biri sonsuz plana sahip 13. yy.'da yapılmış olan Ulu Cami, öteki ise bir Sinan camisini andıran ve 1914'te inşa edilmiş olan Yeni Cami . Malatya Beylikler ve Selçuklular dönemlerinin önemli şehirlerinden biriydi. Bu dönemlere dikkatli bakmanın daha doğru olacağını düşündük.

Kesitte bir kubbe yok ama kubbe kasnağından günün farklı saatlerinde giren ışıkları elde edebilmek için mekânın ortasındaki bölümü daha yüksek yaptık. Edirnekapı'daki Mihrimah Sultan Camisi'nin iç mekân ışık değerini esas aldık ve caminin gündüz aynı ışık değerine sahip olmasını istedik. 

Projenin mimari açıklama raporunda şunlar yazıyor: 13. asırda yapılmış bir yapıyı neredeyse anakronik bir biçimde yeniden yapmaya kalkmak ne kadar mümkün? Bu projeyi müftüye, diyanet işleri başkanına, valiye, belediye başkanına, kısacası hemen herkese kabul ettirdik ve bunu yaparken zorlanmadık ama başbakan "fazla modern" buldu… Oysa senin de biraz önce değindiğin gibi, bugünkü okumalarımızla modern öncesi modern diyebileceğimiz yapıların izinde bir yapı.

İbadet mekânlarının mistik olduklarını ve günlük dünya işleri içinde böyle bir mekânla uğraşmanın önemli bir şey olduğunu düşünüyorum. Parametreleri çok farklı ve beni en çok ilgilendiren kısım en başta konuştuğumuz üzere, çok sayıda sınırı/kuralı olması. Bu sınırların içine girdikçe anlıyorsun ki, aslında bir Müslüman için her yer cami. Bu yüzden iyi tasarlanmış "yepyeni" bir cami de olabilir. Ama ben bu konvansiyonlara bağlı kalmayı seçmiştim. Konvansiyonlara bağlı kalmayı ve buna rağmen yeni olmayı denemiştik.

Bütün bu tanımlanmışlığın ve kesin kuralların içinde bir şey yapıyorsun, yeni oluyor ama aynı zamanda da bütün kurallarıyla bir cami oluyor. Bunları yapabilmek mümkün ve bana göre bu tür yapıların önemli yanı da bu. Çok kolay anlatılamayacak bir şey; bir tarafıyla onu bir fabrikadan, bir okul yapısından ya da bir konut bloğundan ayıran hiçbir şey yok. Öbür taraftan da her şeyiyle farklı. Programa dair biraz önce sıraladığımız mimarlık tanımındaki her türlü girdi veriliyor. Ve onların her birinde, tanımlanan şeylerin dışında, ayrıca onlarla mistik bir ilişki kuruyorsun. Bence her mimarın yapısıyla arasında dillendiremeyeceği ve ancak başkalarının bulup çıkarabileceği çok özel bir ilişki vardır. (Paul Valéry'nin Eupalinos kitabında bu çok güzel anlatılmıştır.) Bu özel ilişkiyi ya o mimar itiraf eder ya da çok becerikli biri bulup çıkarır…

Cami ve diğer ibadet yapıları ise tabiatları gereği mistik özellikleriyle birlikte geliyorlar. Senin yüklediğin bir şey olarak değil konunun tabiatı öyle. Bence bu çok ilginç bir nokta ve bu yüzden de bu konuda çalışmayı çok seviyorum. Aynı anda bir cami, bir sinagog, bir kilise ve bir cem evi üzerinde çalışıyoruz. Bana göre hepsi en aşağıda ya da en yukarıda bir yerde birbirlerine bağlanıyor. Kendi kuralları yüzünden ayrıştıkları bir yer olmasına rağmen.

Buradan yola çıkarak mimarlığınızın tek bir zümreye bağlı değil ama herkes için olduğunu anlıyorum.

Evet, olabildiğince herkes için…

Olabildiğince derken?

Çok iddialı olurdu herkes için demek. Ama niyetim bu. Yelta Köm 'ün de içinde olduğu bu isimde bir oluşum var. Umarım yapıyorlardır. Küçük bir azınlık tarafından hemen fark edilen ve çok beğenilen bir şey yapmaktansa büyük çoğunluk tarafından severek kullanılan ve az çok fark edilen bir şey yapmayı tercih ederim.

Tasarladığınız Şehrizar Konutları hakkında dedikodular kulağıma gelmişti zamanında. Herkes neden bu tip konutlar tasarlamış olduğunuzu merak ediyordu…

Bizim için konunun kışkırtıcı bir yerini bulmak çok önemli. Buradaki kışkırtıcılığın sebeplerinden birisi arazinin çok özel bir konuma sahip olması. Diğeri ise çok abartılı bir imar durumu verilmiş olması.

Bir diğeri ise yatırımcının tutucu bir dünyanın parçası olmasıydı. Daha ilk toplantılarda sosyal merkezin iki parçalı olmasının, kadınlar ve erkeklerin ayrımının, evlerinin girişlerinin başka evlerden farklı olacağının, ayakkabıların çıkarılıp terliklerin giyildiği bir antrenin başka tipte olmasının gerekliliğini belirtmiştim. Hatta İhsan'ın (Bilgin) ve Han'ın (Tümertekin) bu konuyu uzatmamam gerektiği konusunda beni uyarmasına rağmen... İşveren ise buranın da normal konut blokları olması gerektiğini söyledi ama öyle olmadı. Adım adım konu benim başlangıçta söylediğim noktaya kadar geldi.

Benim için projenin en kışkırtıcı yeri orasıydı. Bence bunu söylemediler değil, söyleyemediler. Dış dünya, daha doğrusu mahalle baskısı böyle bir şey, ifade edemediler. Keşke daha keskin bir örneğini yapabilseydim.
Kamusal alanda birlikte yaşamaktan başka şansımızın olmadığına inanıyorum. Şehrin caddelerini, sokaklarını, çarşısını, pazarını birlikte kullanacağız ve kendimizden vazgeçmeden, bir arada olarak. Ama bir grubun kendilerine dair bir hayat biçimleri varsa ve kendilerine ait bir sitenin içinde böyle yaşamak istiyorlarsa yaşayabilmeliler.

Kadınlar, erkekler ya da 3. cinsin ayrı yaşadıkları bir yerleşme tasarlamam istense ben bundan sadece keyif duyarım. Bana sorarsan ben böyle bir hayatın içinde yaşamam ama mimari üzerinde düşünürüm. Yaptığım camide gidip namaz da kılmayacağım.

Bu, benim için başa çıkılması gereken bir problem olarak önemli. Aslında öyle bir hayatı sürdürmememize rağmen o yapıları yapabiliyor olmamızın nedeni ve bence iyi bir iş için temel konulardan biri mesafe. Çünkü mesafeni yitirip o olduğunda sağlıklı düşünebilme özelliğini de yitiriyorsun. Belirli bir mesafeden konu olma niteliğini sürdürdüğü zaman serinkanlı bir şekilde çözülmesi gereken bir konu olmasıyla ilgili diri, uyanık ve samimi oluyorsun. Bütünüyle angaje olduğun bir dünyada bunu yapabileceğini zannetmiyorum. O olmaman ve bu tarafta kalman gerekir. Bu şuna benziyor; bir komünist parti genel merkezini en iyi şekilde yapabilecek mimarın komünist olması anlaşılır bir şey, ama şart değil. İyi bir mimar olması yeter. Kronik bir parti üyesi olması ise zararlı.

O binalarla ilgili benim şikâyetçi olduğum bir konu: Çatılar. O kadar kötü bir şey oldu ki sonunda "Keşke yapmasaydık" dedirtti bana. Biz böyle çizmedik ama kurul bu konuda dayattı ve ne yazık ki yaptırdı. Berbat görünüyor. Burada 34 tane birim var, düşünebiliyor musun? Bu proje bize geldiğinde 55 birim olması isteniyordu ve denenmişti. Bir şey becerdiysek o da bu oldu ve bunu arazinin kotlarıyla oynayarak yapabildik.

Biraz önce mesafenin iyi olduğunu söylediniz. Ancak aranızda hiç mesafe bırakmadığınız projeleriniz de var. Mesela Yahşibey'deki evler siz ve yakın çevreniz için tasarlandı.

Ama ben bir köylü değilim. Mesafe işte böyle oluşuyor… O coğrafyaya yakınım ama orada yaşayanların hayatlarına yakın değilim. İzliyorum ve anlamaya çalışıyorum ancak bir köylü olmaya çabalamıyorum. Bir köy evi tasarlamam istense tam da beceremeyeceğim bir alana geçmiş ya da daha farklı bir şey yapmış olurdum. Her şeye karar veriyor olmak mesafesiz olmayı gerektirmiyor. Bu daha içsel ve iyi bir iş için mutlaka korunması gereken bir şey. Böylece aynı anda izleme, karar verme, geri alma, vazgeçme, yeniden yapma ve ısrar etme mekanizmasını çalıştırıyorsun…

Şimdilik sorularım bu kadar. Teşekkür ederim...


İlişkili Haberler
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

YEM | Facebook YEM | Twitter YEM | Linkedin