Mimarizm
Mimarizm
Etkinlikler
OcakŞubatMartNisan
MayısHaziranTemmuzAğustos
EylülEkimKasımAralık
Yarışmalar
OcakŞubatMartNisan
MayısHaziranTemmuzAğustos
EylülEkimKasımAralık
Mimarizm

Savaş Çocukluğu Müzesi 

Gizem Kıygı / 26 Ekim 2018
Şehir plancısı yazarımız Gizem Kıygı'nın 'Kentin Tozu' için kaleme aldığı Saraybosna yazı dizisinin son durağı, Savaş Çocukluğu Müzesi...

“Bu elmayı yer miydiniz?
Savaş boyunca o kadar çok şeyimiz yoktu. Savaş bittikten çok sonra, bir gün bu elma benim oldu. Çok sevindim ve elmayı hemen ısırdım. Elma mumdandı, alt bölümü çizilmişti ısırdığımda. Mum parçacıkları dişlerime yapıştı.
İşte benim savaşla ilgili çocukluk anım.”

Ljiljian, 1984, Savaş Çocukluğu Müzesi

Başçarşı’dan ara sokaklara acele acele girip çıkıyorum. Çocukluk deneyimine odaklanan bir müzeye dalmak için sabırsızlanıyorum. Bir ara sokakta bembeyaz bir yapı, üzerinde elinde balon tutan bir çocuk çizimiyle karşılıyor beni. İçeri girince, duyduğum sessizlik, telaşımı yok ediyor. İçeride tanıklık edeceğim çocukluğun, çocukluğuma yakınlığını idrak ediyorum. Sonrası 3 saatlik bir yavaşlık.

Sosyal medya paylaşımından sergiye

Buraya beni çeken müzenin konusundan çok kuruluş biçimiydi aslında. Dönemimizin kodlarıyla, araçlarıyla, akranlarımın aklıyla akranlarım tarafından kurulan bir müze. Hikayesi şöyle: Kendisi de bir savaş çocuğu olan Jasminko Halilovic, kendi hatıralarının ve deneyimlerinin izini akranlarıyla birlikte sürmeye karar veriyor. Bir gün Facebook’ta ve Twitter’da akranlarının savaş çocukluğuna ilişkin deneyimlerini sorduğu bir paylaşım yapıyor. Bu paylaşım yayılıyor ve yüzlerce cevap geliyor. Bu cevapların toplamından War Childhood başlığında bir kitap yayımlıyorlar. Sonrasında, History Museum of BIH’de düzenlenen etkinlikte biraraya geliyorlar. Savaşın çocukları, anılarıyla birlikte, o zaman oynadıkları oyuncakları, günlükleri, mektupları getirmeye başlıyorlar. Böylelikle bir koleksiyon oluşuyor. Bu koleksiyondan ve tanıklık videolarından bir sergi, serginin kalıcı mekanı kuruluyor.

Benim jenerasyonum için oldukça yaratıcı, bir o kadar da yakın gelen bir hikaye. Ne de olsa, herbirimiz sosyal medya araçlarının gücüyle sınanıyor ve onun aracılığıyla üretimlerde bulunuyoruz.

Akran duyguları, akran nesneleri

Serginin girişinde tahta bir salıncak karşılıyor ziyaretçileri. Durduğu yerde bir saatin sarkacı gibi salınan, zamanı durduran ve zamanı akıtan çok da uzak bir tarihten gelmeyen bir salıncak. Salıncağı bir mekan olarak tahayyül etmek zor. Ancak sahibinin anlatımında, bu salıncak bir mekandan çok daha fazlası, kendini güvende hissettiği bir mekan.

Cam bölmelerin içinde oyuncaklara, kağıtlara, saklanan fotoğraflara, günlüklere, başka koşullarda belki buruştulup atılacak -buruşturup attığım- nesnelere bakıyorum. Herbirinin yanında sahibinin anlatımı var. Müze, dilini bu anlatılardan kuruyor.

Savaşın çocukluğuyla bir deneyim ortaklığı kurulabilir mi? Bence can yakıcı taraf kurulabiliyor olması. Her dönem çocukluğunun kendine özgü fenomenleri var. Popüler olan oyuncaklar, evdeki televizyonların modeli, ekran renkleri, kullandığımız araçlar… Şimdiki çocuklar için Play Station’ın anlamı benim akranlarım için ataride saklıdır örneğin. Müzikleri kasetlerden, walkman’lerimizin kulaklıklarını takarak dinlerdik. Bu sergide, nesneler bir akran deneyiminin ortaklığı, renkleri, oyuncakları ve araçlarıyla kurulu. Sarsıcı olan da bu, birbirine yakınlaşan çocukluğu ayrıştıran ve çocuğu edilgen kılan savaş deneyimi.

Öte yandan müzenin söylemi de kendini tam bu ortaklıktan kuruyor. Çocukluğa dair kolektif bir hafıza oluşturuyor. Hafıza nesnelerle birlikte, savaş çocuklarıyla yapılan röportajları içeren video gösterimiyle canlanıyor.

Bugünün çocuklarına geçmişin zor çocukluğunu anlatmak

Müze çocuk dostu bir şekilde hazırlanmış. Anlatılar çocuk boyu dikkate alınarak yerleştirilmiş ve dil de onlara uygun olarak kurgulanmış. Hafta içinde birçok çocuk öğretmenleriyle birlikte müzeyi ziyarete geliyor. Şimdilerde ebeveyn olan savaş çocukları da, kendi çocukluk deneyimlerini bu müze aracılığıyla çocuklarıyla paylaşıyorlar.

2016 Aralık ayında açılan müzenin üç ana çalışma alanı var: Araştırma, sergi ve eğitim. Araştırma için dünyanın dört bir yanından tarihçiler ve sosyalbilimciler müzeye stajyer olarak geliyor. Yaklaşık 3000 parçadan oluşan koleksiyondan 50 kadar nesne sergileniyor. Yeni konseptlerle serginin yenilenmesi planlanıyor. Eğitim çalışmalarında, öğretmen ve öğrencilerle müze gezileri ve atölye çalışmaları aracılığıyla buluşuyorlar.

Sergi, başlangıcında bulunan salıncağın beyaz bir repkikasına düşülen “Başlangıç” notuyla son buluyor:

“Bir salıncağı ittiğinizde onu en yükseğe taşıyacak potansiyeli barındıran kinetik enerjiyi oluşturursunuz. Bu enerjilerin özü sabittir. Teoride, dışarıdan bir güç onu durdurana kadar salıncak sallanmaya devam eder. Hareketi sonsuza kadar sürer. Şimdi Savaş Çocukluğu Müzesi’nden çıkıyorsunuz. Ancak bu salıncak sallanmaya devam edecek. Tıpkı, savaş çocukluğunun ardından hayatın devam etmesi gibi. Çünkü hayat bizden ve deneyimlerimizden daha uzundur.”


Etiketler
Bu Haberi Sosyal Medyada Paylaşın
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu İçeriğe Yorum Yazın
Ad Soyad
E-posta
Yorum
Kalan karakter :

Bölüm Sponsorları