
İtalya ve mimarlık... Çoğu insan için
birbiriyle son derecede örtüşen iki kavram. İtalya, yıllardır derslerimizde
gördüğümüz gibi bir çok medeniyetin beşiği, çoğu kavramın çıkış noktası, sanatın
doğduğu ve ilk örneklerini görebileceğimiz yegane ülke. İtalya’yı, her köşesinde
derin bir tarih barındıran, tüm sanat ve mimarlık akımlarının örneklerini
görebileceğimiz bir açık hava müzesi olarak nitelendirebiliriz.
İtalya deneyimim, ilk olarak Floransa’da dört yıl önce
almış olduğum dil eğitimi sureci ile başladı. Daha sonraki yaz tatillerimin bir
kısmını Floransa ve Roma’da geçirerek dil eğitimine devam ettim ve geçtiğim bu
süreçler, İtalya ve mimarlığın birbirini bütünleyen iki kavram olduğunu, diğer
Avrupa ülkelerine kıyasla İtalya’nın gerek kent yapıları, gerek bina formları
ile ayrı bir kimliğe sahip olduğunu fark etmemi sağladı. Bu düşüncelerim beni,
yüksek lisans eğitimimi İtalya’da almanın çok farklı bir tecrübe olacağına ikna
etti.

Çoğu öğrenci, mimarlık eğitimini yurtdışında yüksek lisans veya doktora
eğitimi alarak sonlandırmak ister. Yurtdışında eğitim görmek, farklı bir iş
piyasasında tecrübe edinmek, yeni kültürleri tanımak ve de yeni bir dil
öğrenmek, çoğu öğrencinin yurtdışı beklentileri içerisinde yer alır. Ancak
Milano Teknik Üniversitesi’nde edindiğim tecrübeye ve bununla beraber diğer
İtalyan üniversitelerinde okuyan öğrencilerle yaptığım görüşmelere dayanarak
vardığım sonuç şu ki, mimarlık ve diğer tasarım eğitimleri, beklentilere tam
olarak karşılık veremiyor. Bunun temel sebeplerinden birinin de eğitim sistemi
farklılıkları olduğunu söyleyebilirim.

Türkiye ve İtalya üniversite eğitim
sistemlerinin temel farklılıkları var. İtalya’da üniversite 3+2 sistemi ile
okutuluyor ve isteğe bağlı olarak beş yıllık eğitim sonrasında bir yıllık
ücretli, özel lisansüstü yapılabiliyor. Aynı zamanda 3+2 üniversite eğitiminden
(laurea) sonra, doktora yapılabiliyor. Doktora, İtalya’da da, ülkemizde de
olduğu gibi, dört yıl sürüyor. Bunun yanı sıra, üniversitede üç yıllık eğitimini
tamamlamış öğrenciler “laurea specialistica” denilen iki yıllık uzmanlaşma
eğitimi yerine bir yıllık, “birinci derecede Master” olarak isimlendirilmiş ve
uygulamaya yönelik bir lisansüstü (Master) eğitimi görebiliyorlar. Ancak mimar
unvanı elde edebilmek için 3+2 eğitim süreci tamamlanıp, temel mimarlık
ilkelerine dayanan zorunlu bir sınava girilmesi gerekiyor. Buna rağmen Türk
öğrenciler olarak biz, ülkemizde mezun olduğumuzda elde ettiğimiz mimarlık
unvanı ile burada da serbest piyasada çalışabiliyoruz. Öte yandan “Bachelor”
unvanı ile ikinci derecede lisansüstü olarak isimlendirilmiş 3+2 eğitim
sonrasındaki lisansüstü eğitimini ve doktora eğitimini alamıyoruz. Bu yüzden ilk
aşama olarak iki yıllık üniversitede uzmanlaşma eğitimini tamamlamamız
gerekmektedir.

Milano Teknik Üniversitesi’nde mimarlık eğitimi,
ülkemizdeki gibi kapsamlı bir şekilde veriliyor; ancak üç yıllık üniversite
eğitimi daha çok temel derslere yönelik olarak gerçekleştiriliyor ve bu yüzden
iki yıllık uzmanlaşma sürecinde -genel bir kaç ders dışında- tüm öğrenciler
kendi seçtikleri mimari konu üzerine yoğunlaşıyorlar. Örneğin, şu an Milano
Teknik Üniversitesi İnşaat – Mimarlık Fakültesi’nde yapı mimarlığı programında
eğitim görmekteyim. Bu bölümde, tasarım derslerinden ziyade strüktür hesaplama
ağırlıklı dersler almaktayım. Bunun dışında, üniversitede görmüş olduğumuz
matematik, imar hukuku, mimarlık teorisi gibi dersler ile yüksek lisans
eğitimimde tekrar karşılaşmaktayım.
Yüksek lisans eğitimi müfredatında bu çeşit derslerin yer
alması, elbette kimi İtalyan öğrencilerin yıllık eğitimlerinde bu dersleri
görmemiş olmalarına bağlı. Çünkü birçok öğrenci, mimarlık eğitimi almadan ve
şehir bölge planlama, mimarlık bilimi gibi mimarlık fakültesine bağlı çeşitli
bölümleri bitirerek yapı mimarlığı üzerine uzmanlaşmak istiyor. Sonuç olarak bu
durum, biz mimar unvanı elde etmiş Türk öğrencilere sıkıntı veriyor. Buna
rağmen, İtalyan öğrencilere kıyasla, üniversitede aldığımız mimarlık eğitimi ile
-temel aşamada da olsa- mimarlığa dair her alanda belirli bir bilgi dağarcığına
sahip olmamız, ülkemizdeki mimarlık eğitiminin bizlere burada sunduğu bir
avantaj olarak karşımıza çıkıyor.

Ders ve proje içerikleri açısından da, İtalyan lisans ve
lisansüstü eğitimlerinde ülkemizdeki mimarlık fakülteleri ile çok büyük
farklılıklar bulunmuyor. Ancak eğitimine devam etmekte olduğum yapı mimarlığı
programında, proje dersleri işleyişi ve ilerleyişi açısından, üniversite
bünyesindeki diğer mimarlık programlarından biraz daha farklı bir yöntem takip
ediliyor. En yüksek kredili ders olan proje dersinin iki yıl süresince devam
edeceği programda, projeler iki yılın sonunda sunum ve üzerine yazılmış bir tez
ile teslim edilecek.

Şu an devam etmekte olan projemiz, Milano şehri banliyö bölgeleri ve Milano
Büyükşehir belediyesine bağlı kazalarda, modern çağın çalışan toplumuna yönelik
bir toplu konut projesi. Proje kapsamında kentsel projelendirmeye yönelik şehir
tasarımı başlıkları altında yazılmış kitaplar okunuyor ve proje grubunda
tartışmalar yapılıyor. Bunun dışında Avrupa’nın çeşitli şehirleri ve Milano’da
önceden projelendirilmiş örnekler yeniden çizilip, algılamayı destekleyecek
sunumlar şekline getirilerek tartışılıyor. Ayrıca üniversitedeki proje
derslerinde yapılanlara benzer şekilde, burada da proje arazileri ve bulunduğu
bölgeler ile ilgili araştırmalar yapılıyor. Projenin geliştirilmesi aşamasından
sonra ağırlıklı olarak strüktür hesapları yapılıyor. Böylelikle bir projeye,
tasarımın yanı sıra, strüktürel bir bilinçle de yaklaşılabiliyor.

Ana proje dersi dışında, mimarlık bölümü ile ortak verilen koruma dersinde,
iki yıl boyunca ayrıntılı bir restorasyon projesi yürütülecek. Ayrıca projenin
röleve alma ve tarihini araştırma kısımları ile ilgilenilecek. Biz yapı
mimarlığı bölümü olarak projemizi, eğitimimizin ikinci yılında, binanın
strüktürel hesapları ile sonuçlandıracağız.
Her iki projede de strüktür
bilincini geliştirebilmek amacıyla, betonarme ve çelik başta olmak üzere, yapı
hesapları üzerine çeşitli dersler görülüyor. Fakat bu derslerde, öncelikle
yapılara dair fikir sahibi olabilmemiz için verilmesi gereken teorik bilgiler
yerine, çoğunlukla teknik bilgilere yoğunlaşılıyor. Çoğumuzun ülkemizden
tanıdığı bu tip sorunlarla -ne yazık ki beklentilerin aksine- yurtdışı
eğitimlerinde de karşılaştığımızı söyleyebilirim.

Yurtdışı eğitiminin, belirtilen sorunları dışında, bir yabancı öğrenci için
farklı zorlukları da olduğu hatırlatılmalı. Milano Teknik Üniversitesi’nde çoğu
bölüm İtalyanca eğitim veriyor. Bu da yüksek lisans veya lisans eğitimi
öncesinde yoğun bir İtalyanca eğitimi gerektiriyor. Ancak İtalyan dili eğitimini
tüm kurları ile tamamlamak da akademik dili algılamaya yetmeyebiliyor.
Üniversite, yabancı öğrencilerine müfredatı dışında ücretsiz dil eğitimi verse
de, bu eğitim akademik dili algılama açısından yeterli olmayabiliyor. Bu konuyu
sadece İtalya ile sınırlandırmak da doğru olmaz, çünkü çoğu yabancı ülkede
özelleşmiş eğitimler resmi dil ile veriliyor. Bu da öğrenciye zorlu bir adapte
olma ve ülkeye alışma dönemi yaşatabiliyor. Kendi tecrübelerime dayanarak, dört
yıldır her yaz düzenli olarak İtalyanca eğitimi almama ve son bir yılımı
İtalya’da geçirmeme rağmen, yüksek lisans eğitimimin ilk aylarında akademik dile
hakim olamadığımı ve çok zorlandığımı dürüstçe söyleyebilirim.

Milano Teknik Üniversitesi’nde mimarlık ve tasarım eğitimleri, sadece
projelendirme ve teknik çalışmalarla da elbette sinirli değil. Eğitim programı,
akademik dili öğrenmeye zorlayacak teori dersleri içermekle beraber, strüktür
hesaplarının öğrenildiği çoğu derste daha önce rastlamamış olduğunuz yeni
simgeler ve farklı bir teknik dil ile karşılaşıyorsunuz. Ve bu yenilikleri
öğrenebilmek için öğrencinin derslerine, normalde ayıracağı vakitten çok daha
fazlasını ayırması gerekiyor.
Yurtdışı eğitimlerinde karşılaşılacak bu zorlukların
dışında üniversiteler, yabancı öğrencilere çeşitli fırsatlar da sunuyor. Milano
Teknik Üniversitesi, her hafta düzenlenen mimarlık ve tasarım üzerine
etkinlikleri ve atölye çalışmaları ile, verdiği eğitimin ötesinde, uygulamaya
yönelik deneyimler de kazandırıyor; öğrencilerine çeşitli tecrübeler elde
edebileceği farklı bir sosyal yasam sunuyor. Uluslararası bir üniversite olmanın
verdiği avantajla çeşitli milletlerden çok sayıda yabancı öğrenciye eğitim veren
kurum bizlere, İtalyan kültürünü tanımakla beraber, diğer milletlerin
kültürlerini tanıma fırsatını sunuyor. Bununla birlikte, bir mimarlık öğrencisi
için faydalı olacak bilgi paylaşımları için ortam sağlıyor.

Milano Teknik Üniversitesi veya bir başka üniversite öğrencisi olmaksızın da
şehrin tasarım ve mimarlık alanındaki döngüsü içinde yer alınabilir. Bir
üniversite öğrencisi olarak Milano’da yaşamanın öğrenciye sunduğu avantajlara,
ekonomik destek ve de çeşitli devlet kuruluşlarından ücretsiz yararlanabilmeyi
ekleyebilirim. Bunların yanı sıra Milano Teknik Üniversitesi mezunu olmak,
Avrupa’da iş hayatına başlamak isteyen öğrenciler için iyi bir referans. Öte
yandan İtalya’da çalışabilmek için gereken kriterler, ülkemizdeki sınırlara göre
oldukça keskin ve edinilen tecrübeden ziyade mezun olunan okul, işveren için çok
daha önemli bir kriter.

Milano’daki öğrenci yaşamına değinmek gerekirse… Tasarımın her alanından söz
sahibi firmaları ve sanatçıları bünyesinde barındıran, her ay farklı
bölgelerinde çeşitli mimarlık ve tasarım sergileri ile dünyaca ünlü fuarlara
sahne olan Milano’nun, bir tasarım öğrencisine görüş açısını genişletebilmesi
için büyük yardımı olacaktır.
Mimarlık, hepimizin bildiği gibi araştırma ve örnekler ile desteklenen bir
meslek. Ve İtalya, özellikle de İtalyan tasarım alanının kalbi olarak
nitelendirilen Milano, araştırma yapmak ve görüş açısını genişletmek isteyenler
için çok çeşitli imkanlar sağlıyor. Ayrıca Milano, Avrupa’nın bir çok önemli
merkezine yakin coğrafi konumu ile diğer Avrupa ülkelerini ziyaret edebilme
fırsatını sunuyor.

Milano şehir yaşamında, çoğumuzun Türkiye’nin büyük kentlerinden tanıdık
olduğu bir kaos kendini baş gösteriyor. İtalya’nın diğer şehirlerine nazaran
Milano’da çok daha yoğun ve hızlı akan bir yaşamla karşılaşılıyor. Birçok
kişinin düşüncelerinde şekillenmiş İtalya manzarası, dar sokakların büyük
sevimli meydanlara kavuştuğu, şehir gürültüsünden sıyrılmış, sakin, keyifli bir
hayatın akıp gittiği, az katlı ve bitişik nizamda yapılar kümesinden meydana
gelen, komşuluk ilişkilerinin güçlü olduğu büyüleyici şehirlerdir. Ancak bütün
bu söylemlerin aksine, Milano’da bu manzara çok nadir görülebiliyor. Gelişen
sanayinin, yükselen binaların ve iş yerlerinden evlerine koşuşturan insanların
sergiledikleri manzara, hayallerimizdeki İtalya görüntüsünü değiştirebilir.
Ancak bütün bunlara rağmen, şehrin sadece yarım saat uzağına gidildiğinde
hayallerde şekillenmiş manzarayla karşılaşmak olasıdır. Şehirle ilgili yaptığım
genellemeler, Milano ve kuzey İtalya şehirleri ile sınırlandırılabilir. Çünkü
Toskana Bölgesi ve Güney İtalya, tarihi şehir yapılarını savaş dönemi ve
sonrasında süregelmiş değişimlere rağmen korumaktadır. Ancak metropol yaşamına
ve aktif hayata alışmış bizler için ve bütün etkinlikleriyle yılın her mevsimi
aktif olan, yaşayan şehir Milano, İtalya’da uzun süreli bir deneyim için en
doğru tercih gibi gözüküyor. Bir mimarlık öğrencisinin mesleki gelişim süreci
için, üniversiteleri ve şehir yaşamı ile yeterince fırsat
sunuyor.