 |
|
 |
|
|
|
Emre Mermer'in; Dükkan Ve Steakhouse
|
|
E. Seda KAYIM
|
05.06.2009
/
1 Yorum
|
|
|
|
|
|
|
|

Amerikan filmlerinden tanıdık bir sahne: Uzun ve sıcak bir karayolu üzerinde,
adını neredeyse kimsenin hatırlamadığı uçsuz bucaksız bir kasabanın sınırları
içinde dahi olduğu şüphe götüren bir “yer”... Ve o “yer”de, belki bir gün yemek
kanalının tekinde rastlarsanız ağzınızı sulandıracak çeşit çeşit lezzet... Hatta
neredeyse tek bir lezzet; çünkü bu gerçek bir kırmızı et ziyafeti. Ancak siz bir
gün o yoldan giderseniz, tam olarak da o mekana adım atmanız ne hacet! Yalnızca
bir gün, kırmızı ekoseli pamuktan örtüleri ve insanı bunaltan sonbahar sıcağında
küçücük bir vantilatörün serinletmeye çalıştığı o küçük mekana girmenin hayalini
kurarsınız. Hayattan bunalmış gibi görünen kovboy şapkalı işçiler ve Güneyli
aksanı ile konuşan hoş garson kızların sizi karşılayacağını düşünürsünüz.
Aslında “o” mekandan bile bahsetmeyeceğinizi bilirsiniz; bir şekilde gerçek
Amerikan bistrosunun nedense çok tanıdık gelen deneyimini kendi adınıza da kanlı
canlı paylaşmak istersiniz.
Peki, böylesi bir bistro hayali Türkiye
sınırları içinde karşılık bulabilir mi? Elbette İstanbul – Antalya hattında
“şelaleli köfteci”ler, önünde rengarenk çamur testiler satılan etli ekmekçiler
mevcut. Öyleyse tam olarak İstanbul’da nasıl olabilir? Metropol merkezinin 100
kilometre uzağına gökdelen kondurulamayacağı gibi, söz konusu kentsel doku
gevşemesinin asla vuku bulmadığı, aksine giderek yoğunlaştığı bir şehirde
böylesi bir bistro da farklı bir bağlama otururdu. Oturdu da. Küçük Armutlu’da,
gecekondulaşmanın hakim olduğu bir semtin tepe noktasında, daracık ve cüruflu
bir yokuşun hemen sonunda bir bistro oldu. Hatta bir yanına kasabını diğer
yanına lokantasını alan, kendisi de zaten tek katlı ve neredeyse “gecekondudan
bozma” bu mekan, giderek kozmopolitleşen bir kentin dinamikleri hakkında da çok
ipucu verdi. Emre Mermer’in Dükkan ve Steakhouse’undan söz ediyorum.
Emre Mermer’in uzun bir kariyer yolculuğunun ardından el attığı et
işleme sektörü, geçtiğimiz senelerde lokantacılığa da sıçramasına vesile
olmuştu. Bu duruma elbette şaşmamak gerek. Çünkü pek çok ünlü otele et tedarik
eden ve hatta bu otel ve restaurantların “Etimizi Emre’den alıyoruz” şeklinde
bir itibar cümlesi üretmesine yol açan dikkat ve özende üretim yapan bir yer
Dükkan. Dolayısıyla bu cümlenin ardından “Bu güzel etleri neden kendin de
pişirmiyorsun” denmesi de sürpriz olmamış. Sonuç olarak Dükkan’ın kardeşi olarak
hemen yanı başında Steakhouse bitivermiş.

Bugün Emre Mermer’in
Steakhouse’u, bizim irdeleyeceğimiz Küçük Armutlu’daki mekan haricinde bir de
Nişantaşı Beymen Blender’ın içinde bulunuyor. Ayrıca yakın zamanda Bağdat
Caddesi ve Bebek’te “Dükkanburger” lokantaları açıldı. Söz konusu başarının
temel nedeni ise şüphesiz, İstanbul’da yiyebileceğiniz en iyi etin Dükkan’da
bulunması. Yalnızca et de değil: Steakhouse’un da menüsünde bulunan dana rozbif
ile ev yapımı sosis ve sucuk, aynı farklılık ve nitelikte lezzetlerle
karakterize oluyor. Belki de bu mekanı bir gastronomi noktası anlamında
Türkiye’deki çoğu akranından ayıran en temel özellik de, tüm “ana” yemek
seçeneklerinin et türleri ile kısıtlı olması. Dahası “side course”, yani etinize
eşlik edecek garnitür vb. seçeneğinin de kısıtlı olması! Evet, doğru duydunuz...
Steakhouse da Dükkanburger de “Hem onu yaparım hem bunu”culuğa kapılmadan yalın,
emin ve lüzumlu olanla sınırlı bir skala sunuyor. Steakhouse’da yiyebileceğiniz
çeşit çeşit “dry-aged” etin yanında salatası zaten “default” olarak geliyor.
İsterseniz ızgarada hızlıca çevrilmiş ve yalnızca kekik ve tuz ile
çeşnilendirilmiş bir porsiyon patatesi kişisel seçkinize ekleyebiliyorsunuz.
Aperatif olarak rozbif, sucuk ve sosis de zaten mevcut... Tatlı olarak ise tek
seçenek var: Koca bir kalıp bitter çikolata!
Tabii ki Mimarın Göbeği’ni asıl ilgilendiren, üzerine ahkam kesebileceği
nokta, Steakhouse’un sunduğu gastronomik çeşitlilikten ziyade mekansal
çeşitliliği... Steakhouse, alüminyum damlalıklı, yine alüminyum trapez çatı
kaplamalı, iki cephesi sağır duvarlarla kapalı betonarme bir yapıda
konumlanıyor. Restauranta “gecekondudan bozma” yakıştırmasını yapabilmemizi
sağlayan da bu. Üstünde konumlandığı sokaktan su basman seviyesinde, yani
üç-dört basamakla yükseltmiş döşemenin üzerinde yükselen tek katlı bu yapı, 60
kişilik oturma kapasitesi ile “orta ölçekli” olarak nitelendirilebilir. Sahip
olduğu tüm geçici, “konduruluvermişçesine” görünümü muhafaza etmesi ise takdire
şayan bulunmalı. Böylesi bir semtte, çevresinden sıyrılmak için “muazzam bir
mimari çaba sarf edeyim” derken madara olabilecek çeşit çeşit tasarımsal karar
düşünüldüğünde, Steakhouse ve Dükkan’ın belli belirsiz, ancak zarif ve sofistike
yapısal dokunuşlar ile olağan ve aynı zamanda şık bir görünüm kazandığı
söylenebilir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yorumlar(1)
|
|
|
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
|
http://trofolo.blogspot.com/2009/08/dukkanda-zehirlenmek-haber-degil-mi.html
|
|
|
Aslı Gerçeker
-
23.08.2009 11:18:39
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
2009 |
|
|
|
 |