 |
|
 |
|
|
HOLA AMIGOS…
|
|
|
|
|
Yazar: Albeniz Tuğçe EZME
|
09.03.2012
/
|
|

"okurum bir şiirde: konuşmak kutsaldır. ama konuşmaz tanrılar yaratır ve
yıkarlar dünyaları insanlar konuşurken onlar, sözsüz oynar en tehlikeli
oyunları." Octavio Paz
Meksika, Amerika kıtasının asi
çocuklarının memleketidir. Bu aralar sosyal paylaşım sitelerinde dönen “annem
beni nasıl görür, toplum beni nasıl görür” konseptinden olsa gerek, yazmaya
başlar başlamaz içimden geçen cümleler bu konseptin dili gibi geçiverdi.
Bilmeyenler için söylemek gerekirse: Çeşitli sosyal paylaşım sitelerinde her
türlü meslek dalı, öğrencilik hali, memleketlilik hali, vs. üzerine; kimlerin
onları nasıl gördüğü, kendilerinin nasıl hissettiği ve aslında ne olduklarını
anlatan foto-grafikler oluşturulmuş ve yaklaşık bir aydır paylaşıladurmuştur.
Simdi fotoğraflarla olmasa da sözcüklerle bunu yapmaktan kendimi alamama nedenim
budur.
Albeniz'in
kadrajına takılan Meksika görüntüleri için lütfen tıklayınız.
Meksika denince, tabi ki de annelerimizin aklına ask ve ihtiras
dolu çocukluğumuzun pembe dizileri geliyor. İyi ki de izlemişler Rosalinda’yı,
sayesinde konuşabildim olmayan İspanyolcamla… Babalar tabi ki de –futbol
kültürümüzden olsa gerek- Latin artistlerden çok direkt Meksika Futbol Milli
Takımı’nı, adlarını sayamayacağım dünya kupalarında topu ağlara gönderen
santraforları, penaltı kurtaran efsanevi file bekçilerini hatırlıyorlar. Sizler
de bu maçları babalarınızla birlikte izleyenlerdenseniz, tabi ki de bu dünya
kupalarından sonraki hafta ilkokul sıralarında yaptığınız Meksika dalgalarını ve
her zaman geç kalkan ve dalgayı bozan arkadaşlarınızı hatırlıyorsunuzdur.
Kendime sormadan edemiyorum; acaba şu an halay çekebiliyorlar mıdır?


Milli Eğitim müfredatına göre, kahve ve baharat diyarı; Olmekler,
Mayalar ve Asteklerin anavatanıdır Meksika. Filmlere bakarsak, kovboy şapkalı ve
bıyıklı amcalar ev sahibidir ve her zaman tekila içerler.
Amerikalılar
için Almanya’daki Türkler ne ise, Meksikalılar tam olarak odur. Tek fark komşu
köy olmasından ötürüdür ki, Çin Seddi’nin ‘teknolojik versiyonunu’ Meksika
sınırına inşa etmişlerdir. Birçok Amerikan filminde “Sınıra ne kaldı?” sorusunun
cevabıdır bu çoğu çölden oluşan ve tüm kaçakçıların uğrunda hayatından olduğu
sınır.

Amerika’nın Iowa Eyaleti’nden başlayan yolculuğumun arabayla
yaklaşık iki gün sürmesinden olsa, gerek az sormadım bu soruyu: Sınıra ne
kadar var?
Ve o sınıra yaklaştıkça değişen iklim, değişen kültür
ve değişen insanları görmemek elde değil. Evet, sıcağa gidiyorsunuz, sıcak
iklime ve sıcak insanların toprağına, dostlara doğru. Birçok tanıdık manzara
sizi bekliyor orada. Sınırı geçer geçmez size bir şeyler satmaya çalışan
çocuklar önünüze atlıyor otobanda, camınızı silmek istiyorlar bazıları, canları
pahasına… Bir an gözünüzü kapasanız TEM’de sanabiliyorsunuz kendinizi.
Çocukların yüzündeki hüzün de, uğruna canlarını tehlikeye attıkları hayat
mücadelesi de çok tanıdık. Sonra görmeye başlıyorsunuz yavaş yavaş ne denli
benzediğimizi… “Bıyıklı amcalar değil” diyorsunuz tek ortak yönümüz, ya da
tenimizin renginden değil yaşadığımız bu ortaklık. Her ailede bir Amerikancı
var, bizim Almancılara istinaden. Onlar geliyor arabalarıyla, Christmas
tatilinde iş yerlerinden alabildikleri izinle. Bir anda çocukluğumuzun
bayramlarına yol alıyorsunuz ve kendinizi, lahana bebek bekleyen çocukluğunuza
bırakıyorsunuz. Etrafta bir sürü sizden var; değişen dünyada lahana bebeklerin
yerini atari oyunları ya da başka şeyler almış bile… Ama o heyecanlı bekleyiş
hep aynı çocukların dünyasında…



Mexico City, İstanbul’un bu sınırlar içindeki kardeşi gibi…
Ülkenin dört bir yanından aldığı göçle, ucu bucağı olmayan şehir… İstanbul’dan
tek farkı, apartmanlaşamamış olması. Nedenini açıklıyor bir Amigo: “Eğer biz,
sizin gibi aynı binada oturuyor olsak, sabah müziğin sesini açar açmaz kavga
kıyamet.” Gülüyorum ve içimden diyorum ki, belki de Anadolu’daki onca küs
kardeşin nedenini Meksikalılar bizden önce keşfetmişlerdir. “Biraz uzak olmak,
insanları yakınlaştırır” felsefesini benimsemişler. E, bir yandan da haklı
değiller diyemem…
Sonra
‘hoş geldin’ partisinde buluyorsunuz kendinizi. Ve tabi ki ‘Tekila’,
Meksikalıların rakısı… Müzik değişiyor, Country müzik hakim iken bir anda
Salsa’ya dönebiliyorsunuz. İçinizden geçmiyor değil Carlos Santana’nın
topraklarındayım demek. Sonra bir an onu salsa yaparken hayale dalıyorsunuz.
Müzik her zaman, her yerde; sabah onunla uyanıyorsunuz, sokaklarda onunla
yürüyor, akşamları onunla dans ediyor ve uyuduğunuzda içinizden şarkı söylemeye
devam ediyorsunuz. Sokaklar Mariachilerle (sokak müzisyenlerine verilen isim)
bütünleşmiş Mexico City’de… Rosa Luxemburg’un neden “dans etmediğim devrim benim
değildir” dediğini daha iyi anlıyorsunuz.

Büyük şehir ile küçük şehirler farklı,
kıyafetlerden tutun da kültürel değişime kadar. Eminim ki onlarda yaşıyorlar
“Neden geldim Istanbul’a?” şokunu Mexico City’ye adım adar atmaz. Meksika
şapkaları, tekila içen amcalar ve Panço giyen teyzeler yerlerini modern
kıyafetli, makyajı tam, saçları özenle yapılmış gençlere bırakıyor büyük
şehirlerde. Bir anda Frida’yı yanlış yerde aradığınızı anlıyorsunuz. Ama
Amores Perros her yerde. Amerika’dan sonra kendi başına dolaşan sokak
kopeklerini görmek biraz ilginç oluyor Bir anda çıplak geliyor insana köpekler;
normalde kıyafetlerinin ve tasmalarının olması gerektiğini ezberletmeye
yeltenmiş Amerikan kültürü belli ki… Her sokağın kesin bir köpeği var. Aşklar
mı? Onlar her yerde! Müziğiyle, dansıyla sizi aşka sürüklüyor bu sıcak ülke.


Gelelim rotamıza demek isterdim ama Meksika’daysanız plan yapmak o kadar
da kolay olmuyor. Malum, hayatı plansız yaşayanların ülkesi… Çoktan
benimsemişler “hayat, siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir” düşüncesini.
Ondandır ya, yol nereye götürürse gidedurduk iki hafta boyunca.
Fotoğraflara baktığınızda, gecekonduları da, selpakçı çocukları da,
küreselleşmenin şehr-i katli Levent’teki gökdelenleri de göreceksiniz. Porfirio
Diaz’ın dediği gibi, “Amerika’ya Tanrı’dan daha yakın olan zavallı ülke Meksika”
var fotoğraflarda…
Şimdi internetten herhangi bir
Mariachi (sokak muzisyeni) kaydını bulup, Meksika’yı seyreyleyebilirsiniz.
Mariachi Vargas’tan “El Son de La Negra” size eşlik etmek için güzel bir seçim
olabilir.
Albeniz'in
kadrajına takılan Meksika görüntüleri için lütfen
tıklayınız.
|
|
|
|
 |
|
2012 |
|
|
|
 |